RSS

Boşluk

Yorum Yap | Bu yazı 27 Haz 2009 tarihinde yazılmıştır

Böylesine boşluğa düşmemiştim daha önce… sanki bir uçurumun kenarında öyle çaresizce durup atlasam mı atlamasam mı diye düşünmekten beter. Çünkü birisinde iki seçeneğiniz var. Ya atlarsınız ve ölürsünüz veya atlamazsınız korkaklığınıza vurursunuz… ama boşluk öyle değil. Ne yapacağınızı bilmeden çaresizce hayata devam etmek bu. Yarının ne getirdiği bugünün ne götürdüğü sizi ilgilendirmez… hem uçurumdan atlarken artık sizin için yeni bir hayat başlamıştır. Aşağıya düşene kadar bunları düşünebilir, yeni yaşama dair planlar yapabilirsiniz… veya en kötü ihtimalle birisi elinizden tutar ve sizi yukarı çeker ki bunun olasılığı oldukça düşüktür… ama bana bir kez oldu. Beni birisi çekti o uçurum kenarından ben ona benim kurtarıcı meleğim adını vermiştim ama o bunu hiç duymadı. Bunu ona hiç söylememiştim. Nedenini ben de bilmiyorum ama inanın bana ona başka hitaplarda bulunurken hep aklımda beni o uçurumdan kurtardığı gün aklıma gelirdi…

Fakat sonuç yine değişmedi. Her güzel şeyde olduğu gibi bunun da sonu gelmişti… kurtarıcı meleğim sanki görevini tamamlamış gibi bir gün çok uzaklara gitti. Biliyorum geri gelmeyecek… yapmam gereken onun yokluğunda sanki o varmışçasına yaşamak…

Bu zor hayatla savaşmak için bir nedenim kalmadı. Daha doğrusu savaşacak gücüm kalmadı. Çok şeyler verdi ama verdiklerinden daha fazlalarını aldı benden… hayata yenildim sadece ve onu yaşamaktan bıktım… savaşmaktan kaçmıyorum ama ne kadar savaşırsam hep o kazanacak biliyorum… o yüzden onunla bir anlaşma yapmaya karar verdim… bundan sonra ne o bana güzelliklerini verecek ve daha sonra alacak ne de ben onunla savaşacağım… ikimiz de sürekli yalnız olarak yaşayacak ve sürekli her güzel şeyin sonunun olduğunu bilerek birbirimizi kandırmayacağız…

bir “çocuk” masalı – son

Yorum Yap | Bu yazı 25 May 2009 tarihinde yazılmıştır

Günlerce odadan çıkmamıştı. Ne birisi ile konuşmuş ne de aynaya bakabilmişti. Gözlerinden akan yaşlara hakim olamıyordu. İsyan edercesine bir çığlığa dönüşmüştü aklındaki düşünceler. Yaşadıkları bir film şeridi misali kayıp gidiyordu gözlerinin önünden ve o bunu sadece izlemekle yetinebiliyordu… derken izlediği filmde buldu kendini. Rüyalarındaki o çocuk ile yer değiştirmişti. Artık çocuğun yaşadıklarını yaşıyor ve kendisine tamamen dışarıdan bakıyordu. Anlamsız gelen bu değişikliğe inanmak istememesine rağmen bu durumdan kaçamayacağını biliyordu.

Son’ a doğru yaklaşmıştı. Değer verdiği her eli bıraktı ve sonsuzluğa doğru açılan düşlere doğru yürümeye başladı. Ne sevdikleri, ne bildikleri, ne inandıkları ne de yüzüne bakıp yalan söyleyebilenlere kızmıyordu. Her şey farklıydı artık onun için. Acıtanlara karşı bile gülebiliyordu artık. Kabullenmişti olanları. Tek başına yürümeden önce son kez baktı arkasında kalanlara. İçindeki o tarif edilmez hisleri son kez anlatabilseydi belki de gidişi daha kolay olacaktı.

Güle güle demek için çok erkendi belki, belki de inançlarının karşısında duranlara karşı bir şeyleri ispatlamak onu çok yormuştu…

Sadece hoşça kal…

bir “çocuk” masalı – bölüm 3

Yorum Yap | Bu yazı 10 May 2009 tarihinde yazılmıştır

Rüyasında ki çocuk kendi hatalarını ve yanlışlarını itiraf etmişti. Kendine karşı olan bu itiraf aslında onun için yeni bir umuttu. Gidenleri geri getiremezsin diyenlere karşı ve ona hatta ondan önce kendine inanmayanlara karşı birer dik duruştu bu itiraflar. O geçmişindeki hatalarını bir valize koyup yanında taşımamak için direniyordu. Ona rağmen…

Günler değişik bir hal almıştı artık. Düşüncelerini bastırmak için önce aklını uyuşturmalıydı. Uyuştuğu zamanlarda ne o çocuğu ne de o kızı düşünüyordu. Rüyalarını bile hatırlamıyor sadece anı görebiliyordu o karanlık odasında. Bu haline alışmıştı. Her gün uyumadan önce uyuşturuyordu beynini. Korkularını, rüyalarını ve o çocuğu görmek istemiyordu artık. Alışkanlıklarını bir kenara bırakmalıydı ve kendisi ile kalmalıydı. Bunu çok iyi biliyordu ama normal zamanlarda bunu yapamıyordu. Çünkü etrafındaki her şey bir şekilde geçmişini anımsatıyordu. Odası, yatağı, bozuk paralarını koyduğu küçük kutusu, kitapları… Eskisi gibi yatağında yatmıyordu. Yattığı günlerde bile sadece bir tarafındaydı vücudu. Yalnızlığı ile konuşuyor, kendisine gelmesi zaman alıyordu. İşte tüm bunları bir filmdeki o heyecanlı sahnelere kilitlenmiş insanlar gibi her gün düzenli olarak yaşamak zorundaydı. Kimi zaman geceleri uyumadan atlatıyordu kabusları kimi zaman da uyuyakalarak teslim oluyordu geçmişine…

Rüyasında ki çocuğun kendisine acıması yoktu. O da gün geçtikçe ona benzediğini anlıyor ve kendisine karşı acımasızca davranmaya başlıyordu. Sadece anlık mutluluk dürtüleri oluyordu. Bir telefonda, bir yazıda veya bir resimde… Ancak bu dürtüler bir tokat gibi inen yalnızlığın soluğuyla yok olup gidiyordu anında. Durmuyordu bu yalnızlık. Öylesine kıskançtı ki, çocuğu bırakmak istemiyordu…

bölüm 4′ ten alıntı

Günlerce odadan çıkmamıştı. Ne birisi ile konuşmuş ne de aynaya bakabilmişti. Gözlerinden akan yaşlara hakim olamıyordu. İsyan edercesine bir çığlığa dönüşmüştü aklındaki düşünceler. Yaşadıkları bir film şeridi misali kayıp gidiyordu gözlerinin önünden ve o bunu sadece izlemekle yetinebiliyordu…

bir “çocuk” masalı – bölüm 2

Yorum Yap | Bu yazı 05 May 2009 tarihinde yazılmıştır

Konuşamıyordu artık eskisi gibi ve kabusların başlangıcından bu yana daha da yalnız kalmıştı. Oturup düşünmek bile yoruyordu artık çocuğu. Telefondaki ses ona “istenmediğini” söylemişti. Umarsızca düştü telefon elinden. Yerinden kalkamamıştı. Telefondaki ses sürekli kulaklarındaydı… “istemiyorum, istemiyorum, istemiyorum….”

İstenmeyen kendisi mi yoksa geçmişi miydi? Ya da geçmişteki “çocuk” muydu? Düşünemiyordu derince. Hayatı bir anda alt üst olmuştu. Rüyalar gerçekleşiyor ve ışığı giderek kararıyordu. Günleri karanlık odasında bir fotoğrafın asılmasını beklemesi gibi geçip gidiyordu. Kimyasalların verdiği ağırlık bedenine çöküyor, aldığı haplar iyice çökertiyordu bünyesini. Dört duvar içinde yaşamaya başlamıştı iyice. Perdelerini kapatmış, gün ışığını unutuyordu. Yoktu anlatacak kimsesi. Ne bir paylaşım ne de bir sohbet… Tek başınaydı ve kendisi ile yüzleşiyordu.

Belki çok inanmıştı belki de çok alışmıştı. Ne olursa olsun o kendi içinde büyüttüğü, ve delice inandığı düşü kaybetmeden son kez dayanıyordu bu gerçeğe. Azmediyordu çünkü biliyordu azim her karşı koymaya, inançsızlığa ve istenmeyen sözlere rağmen yılmadan devam etmekti. Belki de kendini kandırıyordu. Kim bilir di ki giderek rüyasında gördüğü çocuğun etkisinde kalarak ona benzemeye başlıyordu…

bölüm 3′ ten alıntı

Rüyasında ki çocuk kendi hatalarını ve yanlışlarını itiraf etmişti. Kendine karşı olan bu itiraf aslında onun için yeni bir umuttu. Gidenleri geri getiremezsin diyenlere karşı ve ona hatta ondan önce kendine inanmayanlara karşı birer dik duruştu bu itiraflar. O geçmişindeki hatalarını bir valize koyup yanında taşımamak için direniyordu. Ona rağmen…

masallarda saklı…

Yorum Yap | Bu yazı 02 May 2009 tarihinde yazılmıştır

bir çocuk masalıydı bizim hayatımız
sen küçük kızdın ben ise çocuk…
bir iskelede tanımıştık birbirimizi
sebepsiz ve nedensiz bir sevgiydi
önce sen itiraf etmiştin aşkını
sonra ben tutmuştum ellerinden
uzaktaydı bedenlerimiz…
belki de hep uzak kalmalıydık

masallar anlatırdık birbirimize
sen kendini koyardın kızın yerine
bense dinlerdim
hep ilk günki masal gibi…

sıra bana gelirdi
ve sen uzanırdın koluma
tıpkı senin yaptığın gibi
huzur verirdim sana
anlatırdım çocuğun aşkını
kızardın kimi zaman bana
eksik anlattığım için
oysa hepsi masaldı
ne sen kaldın o kız gibi
ne ben kaldım çocuk misali…